Peki, bir de böyle okuyun

Uzak şehirlere giden bu delikanlı; oğlunuz, kardeşiniz veya eşiniz olabilir mi? Peki, bir de böyle okuyun.

babam  arıyor ve kurk mantolu madonna

Gurbete okumaya giden bir delikanlı, şehirdeki resim sergisini gezerken, ilginç bir yağlı boya tablosu ile karşılaşır. Gece kulübünde çalışan bir kadın, kendi portresini yapıp sergiye koymuştur. Delikanlı birkaç gün sergiye gelir ve sürekli bu tabloya bakar. Bu durum, tabloyu yapan kadının dikkatini çeker ve aralarında şöyle bir konuşma olur:

+Bu resmi pek mi merak ettiniz? Her gün onu seyrediyorsunuz?

-Evet. Güzel bir resim… Anneme pek benziyor da...”


Günler sonra aralarında benzer bir konuşma daha geçer:

+Ben sizin anneniz olabilir miyim?

-O, hayır, hayır!

+Belki ablanız!

Ailesinden uzakta yaşayanlara, ailesine benzer kişiler daha sempatik gelirmiş. Acaba öyle bir benzerlik mi görmüştü delikanlı? İçinde bir his var kadına karşı ama biraz da tedirgin… Günler ilerledikçe, kadını “ruh ikizi” olarak düşünmeye başlıyor… Hayalinde büyütüyor:

“O soluk insan yüzüne kitaplar dolduracak kadar çok manalar vermiş, onda, hakikatte asla mevcut olmayan vasıflar bulmuştum.”

Aradan biraz zaman geçtikten sonra, aralarındaki samimiyet ilerler. Ancak kadın; sevgi nedir, sevmek nedir, sevilmek nedir, bilmeyenlerden… İçinde sürekli “boşluk” hissi olan ve bir günü bir gününe uymayan sorunlu bir kadın… Delikanlıyı baştan uyarıyor ve şöyle diyor:

“Bana sakın darılmayın…Boş ümitlere kapılmamanız için sizinle apaçık konuşmak daha iyi olacak… Ama bana darılmayın… Adeta size musallat oldum… Fakat sizi sevmiyorum. Deminden beri hep bunu düşündüm... Hayır, sizi de sevmiyorum… Ne yapayım?”

...

“Ve bütün tanıştığım erkekler bunu, yani kendilerini sevmediğimi, sevemediğimi anlayınca, büyük bir teessür, hatta hiddetle beni terk ettiler.”

Her şeye rağmen aralarındaki dostluk belirsizlik içinde devam eder. Birbirlerine olan sevgiden şüphe ederler. Aslında ikisinin de sorununun kaynağı bellidir… Büyürken “Baba” tarafından yeterli sevgi ve ilginin gösterilmemiş olması... 

***

Yılbaşı gecesi alkollü olarak birlikte uyurlar. Ertesi sabah uyanınca, kadının delikanlıya bakışı, gece kulübündeki erkek müşterilere bakışı gibi sıradan olur... Delikanlı bu durumu şöyle tarif eder:

“Yanımda, her şeye rağmen bana yabancı, bütün yakınlığına rağmen benden ayrı, benden başka bir insan…”

Aslında kadın daha ilk başlarda onu uyarmıştı. Nihayet, diğer erkeklere yaptığı gibi, beklenen hamleyi yapıyor ve delikanlıyı kovuyor:

“Haydi artık, git… O kadar yalnız kalmak istiyorum ki…”

Delikanlı müthiş bir boşluğa düşüyor. Tüm hayatını altüst edecek bir sarsıntı:

“Bir kadının, bize her şeyini verdiğini zannettiğimiz anda, onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek, bize en yakın olduğunu sandığımız sırada, bizden bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak, acı bir şey.”

***

İlerleyen günlerde kadın hastalanıyor. Delikanlı ziyaretine gittiğinde, kadın duygularını şöyle ifade ediyor:

“Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum. Bu eksik sana değil, bana ait… Bende inanmak noksanmış… Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum… Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar… Ama şimdi inanıyorum… Sen beni inandırdın… Seni seviyorum...”

Kadının hayatına dahil olup kaybolan erkekler, ondaki inanma ve güvenme duygusunu yok etmişler… Delikanlı’nın inanma ve güvenme duygusunu da kadın yok ediyor. İlerleyen aylarda Delikanlı şöyle düşünmeye başlıyor:

“Her şeyin bir hayal, aldatıcı bir rüya, tam bir vehim olduğu meydana çıkınca ne yapılabilirdi? Bu sefer inanmak ve ümit etmek kabiliyetini ben kaybetmiştim.”

…

“Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar çok inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudretini bırakmamıştı.”

***

Delikanlı gurbet şehirde, gece kulübünde çalışan bir kadınla vakit kaybederken, memleketindeki babası vefat ediyor ama haberi bile olmuyor. Günler sonra apar topar memleketine dönüyor. Geriye kalan hayatının ne kadar berbat geçtiğini “Kürk Mantolu Madonna” kitabından okuyabilirsiniz.

Hem kendi hayatını hem de başkalarının hayatını mahvetmesine rağmen, bu yaşadığı kabusa “aşk” demesi ve “yine yaşardım” demesi büyük hata olmuş. Stefan Zweig de “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” kitabında ve diğer kitaplarında, birçok kişinin hayatını kabusa çeviren yasak ilişkilere “aşk” diyor ve “yine yaşardım” gibi beylik cümleler kullanıyor. Halbuki “aşk” kendi hayatı ile birlikte başkalarının hayatını mahvetmek değil, yeni hayatlar kurmaktır…

Önce “Babam Arıyor” romanını okuyanlar, “Kürk Mantolu Madonna” kitabını daha iyi anlayacaklar. Daha önce hiç fark etmediğiniz ayrıntıları, ilk defa okuyormuş gibi hissedeceksiniz. Çünkü “Babam Arıyor” romanında; ruh ikizi, aşk acısı, sevme sorunu, birini unutmanın yolları, ayrılık acısı konularında sıra dışı bilgiler bulacaksınız ve bakış açınız gelişecek.

 

 
Facebook Twitter Whatsapp
 

Yorumlar

Yorum Ekle